Kargo Kültü Bilim
Richard Feynman
1974 Caltech diploma töreni konuşmasından ve "Herhalde
Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman!" adlı kitabından
Orta Çağ boyunca her cins değişik, deli saçması düşünceye rastlamak
mümkündü; mesela bir parça gergedan boynuzunun (cinsel) gücü
arttırması gibi. Sonraları iyi fikirleri saçma olanlardan ayırmak
için bir metod gelişti; fikrin önerdiğini denemek ve vaad edilen işi
gerçekleştirip gerçekleştirmediğini görmek, eğer gerçekleşmiyorsa o
fikri elemek. Bu yöntem kurumsallaşıp bilim halıne geldi ve
o kadar iyi sonuçlar verdi ki artık bilim çağındayız. Bilim cağı
bizi bilimselliğe o derece alıştırdı ki, önerdikleri hiç bir
şeyin aslında işe yaramamasına rağmen, büyücü doktorların
nasıl olup da var olabildiklerini anlayamıyoruz.
Bunlara rağmen bugün bile konuştuğumda eninde sonunda UFO'lar, astroloji,
cesitli mistik haller, bilinç açma, yeni tür farkındalıklar ESP
(Extra Sensory Perception) vs'den bahsetmeye baslayan pek çok insanla
karşılaşıyorum.
Olağan dışı ve aslında harika şeylere inanan o kadar insan var ki, neden
inandıklarını araştırmaya karar verdim. Merakımı gidermeye çalışırken o
kadar çok saçma sapan şeyle karşılaştım ki, hepsinin altindan kalkamadım.
Araştırmama ilk önce mistisizm ve mistik deneyimlerden
başladım. Kendimi izolasyon tanklarına kapatıp saatlerle
halusinasyonlar gördüm. Sonra Esalen*'e gittim, orası bu tarz
düşüncelerin yuvası (oraya mutlaka gitmelisiniz, muhteşem bir yer). Ve
bu konular beni aştı, ne kadar çok ceşit olduğunu farketmemişim.
Esalen'de okyanustan yaklaşık 10 m. yukarıda bir yarın
tepesinde büyük sıcak su banyoları var. En zevkli deneyimlerimden
biri, bu banyolardan birinde oturup aşağıda dalgaların kayayı
dövmesini izlemek, üzerimdeki berrak mavi göğe bakmak ve sessizce
ortaya çıkıp, benimle aynı küvete giren çıplak kadının güzelliğini
düşünmekti.
Bir keresinde içinde çok güzel bir kızın, pek tanışmadıkları belli olan
bir adamla oturduğu küvete girdim. Hemen düşünmeye başladım "Tanrım! Bu
güzeller güzeli çıplak kadınla nasıl konuşmaya başlayabilirim acaba?"
Ben ne demem gerektiğini kestirmeye çalışırken oğlan ona şöyle dedi
"Ben, şey.. masaj teknikleri üzerine çalışıyorum. Senin üzerinde
pratik yapabilir miyim?", kızın verdiği yanıt ise "Tabii ki."
oldu. Banyodan çıktılar ve kız yakınlardaki bir masaj masasina
uzandı. Kendi kendime şöyle düşündüm "Ne kadar fiyakalı bir söz! Böyle
bir şeyi asla düşünemezdim!". Oğlan kızın ayak başparmağını ovmaya
başlamıştı: "Sanırım hissediyorum. Pürüzlü gibi, bu hipofiz mi?",
dayanamayip "Ordan bayağı bir uzaktasın, dostum!" diye bağırdım. Şok
olmuş bir şekilde bana baktılar ve "Bu refleksoloji!" diye cevap
verdiler, deşifre olmuştum, derhal gözlerimi kapatıp
meditasyon yapar gibi yaptım.
Bu sadece beni aşan konulara bir örnek. Ayrıca duyu-ötesi algı (ESP), PSI olaylar ve son moda olan Uri Geller
-- yani o anahtarları parmağıyla ovalayarak bükme yetisine sahip olan
adamla da ilgilendim. Daveti üzerine Uri'nin otel odasına gittim,
bana hem akıl okuma hem de anahtar bükme üzerine marifetlerini
gösterecekti. Akıl okuma denemelerinden hiç biri başarıyla sonuçlanmadı;
herhalde kimse benim aklımı okuyamıyor. Sonra oğlum bir anahtar tuttu ve
Geller onu ovaladı; hiçbir şey olmadı. Sonra bunun suyun altında daha olumlu
sonuç verdiğini söyledi ve tahmin edersiniz ki hepimiz banyoya
doluştuk, Geller suyun altında anahtarı parmağıyla ovalayıp
durdu. Sonuçta hiçbir şey olmadı ve ben de bu fenomeni inceleyemedim.
Ancak sonra düşünmeye başladım, inandığımız başka neler vardı? (Ve
tabi cadılar, büyücü şifacıları ve onların yaptıklarının çalışmadığını
farkedip aslında bir marifetleri olmadığını anlamanın ne kolay
olduğunu düşündüm. Böylece daha da çok sayıda insanın inandığı şeyler
aramaya koyuldum, mesela nasıl eğitim verileceğini bildiğimizi düşünüyoruz.
Okuma/yazma ve matematik oğretimi için yötemler, ekoller var. Ancak, dikkat
ettiyseniz, testlerde okuma puanları düşüyor -- ya da pek az yükseliyor --
üstelik biz bu metodları çıkartan insanlardan medotlarını daha da
geliştirmelerini bekliyoruz. Işte size işe yaramayan bir kocakarı ilacı!
Nasıl oluyor da metodlarının çalışacağından emin oluyorlar araştırılmalıyız?
Bir diğer örnek ise suçluların ıslahı. Bunda en ufak bir gelişme
gösteremediğimiz aşikar. Suç oranlarını azaltmak üzerine pek çok teori oraya
atıldı ama o kadar.
Gene de bu tip metodların bilimsel oldukları bize söyleniyor ve
öğretiliyor. Toplum genelinde mantıklı, normal insanların bu
sahte-bilim tarafından korkutulduğuna inanıyorum. Öğrencilerine
okumayı öğretmenin güzel bir yolunu bulan bir öğretmen, sistem
tarafından işini bir başka şekilde yapmaya itiliyor, hatta yönteminin
pek de başarılı olmadığını düşünmesi sağlanılıyor. Ya da kendilerince
verdikleri bir disipline rağmen çocukları kötü yollara sapan
ebeveynler, uzmanlara göre doğru şeyi yapmadıkları için hayatları
boyunca kendilerini suçlu hissediyorlar.
Yani aslında yapmamız gereken; işe yaramayan teoriler ile bilim
olmayan "bilim"i incelemek.
Eğitim ve psikoloji uzerine verdiğim örnekler benim kargo kültü bilimi
tanımıma uyuyor. Güney Pasifik'te kargo kültü
oluşturmuş insanlar var. II. Dünya Savaşı sırasında adalarına inen
iyi malzeme yüklü birçok uçak görmüşler ve uçakların şimdi de gelmelerini
istiyorlar. Bu yüzden pist, pisti aydınlatmak için kenarına ateş,
başında kulaklığa benzer tahta parçalar ve bambudan antenleriyle bir
adam (uçuş kontrol görevlisi) ve oturması için ahşap bir kulübe temin
etmişler ve inecek uçakları bekliyorlar. Her şeyi doğru yapıyorlar,
görünüş mükemmel; her şeyi eskiden göründüğü gibi yapmışlar, ancak
çalışmıyor; inen bir tek uçak yok... İşte ben bunlara kargo kültü bilimi
diyorum, çünkü bilimsel araştırmanın bariz prensip ve formlarının
hepsine uyuyorlar ancak hayati bir şeyler eksik kalıyor, çünkü hiç
uçak inmiyor.
Tabii ki bana yakışan neyi eksik yaptiklarını sizlere söylemek olurdu;
ancak bu Güney Denizi adalarındakilere zenginliğin ne yaparlarsa
geleceğini anlatmak kadar zor olacaktır. Bu kulaklıkların şekillerinin
nasıl daha iyi olacağını tarif etmek kadar kolay bir iş değil. Genel
olarak kargo kült biliminde eksik olduğunu fark ettiğim bir şey var. Bu
bizim okulda fen derslerinde öğrendiğinizi umduğumuz bir şey, bunu
hiç bir zaman sesli olarak dile getirmeyiz. Size gösterdiğimiz bilimsel
araştırma örneklerini anlarken kendiliginden fark edeceğinizi umarız bunu.
Bu ilginç oldugundan şimdi açıkca anlatacağım. Buna bilimsel ahlak
diyelim, yani gerçek dürüstlüğün bilimsel düşünce prensiplerine göre
karşılığı, abartılı derecede dikkatli olmak.
Diyelim ki bir deney yapıyorsunuz, sadece doğru olduğunu düşündüğünüz
şeyleri değil, deneyin geçersiz olmasına neden olabilecek her şeyi
bildirmelisiniz. Aynı sonuçları verecek diğer sebepleri, bunlardan başka
deneylerle saglama baglayıp elediklerinizi de anlatmalısınız ki diğerleri
de onların elendiğini anlayabilsin.
Sizin yorumunuza kuşkuyla yaklaşılmasına neden olabilecek bilginiz
dahilindeki bütün detayları ortaya dökmeniz gerekli. Eğer ki bir şeyin
yanlış olduğunu ya da olabileceğini düşünüyorsanız, bunu açıklamak
için elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız. Eğer ortaya bir teori
atıyorsanız ve bunu duyuruyorsanız, o zaman onu destekleyen olguların
yanı sıra onunla çelişenleri de vermelisiniz. Daha ince bir sorun da
var, pekçok fikirden bir teori yaratırken aklınızdakileri bir araya
getirdiğinizde şunları açıkladığınıza emin olmalısınız: teorinizin
geçerli olduğu durumlar sadece bu teoriyi aklınıza getiren durumlardan
ibaret olmamalı, ek olarak evvelce dusunmediğiniz başka birşeyi de doğru
olarak öngörmeli.
Kısaca amaç bilimsel makalenizi inceleyenlerin, katkınızın değerini
tartabilmelerini sağlamak için gerekli bütün bilgiyi vermelisiniz -- onları
sadece belirli bir fikre yönlendirmemelisiniz.
Bu fikri açıklamanın en kolay yolu ona zıt bir örnek vermek;
reklamlar. Dün akşam yiyeceklerin Wesson yağını emmediğini duydum. Eh,
bu doğru. Bunda yalan yok; ancak bahsettiğim şey yalan söylememek
değil, bilimsel ahlak. Bu reklam sloganına şu eklenmeliydi; belli
bir sıcaklıkta yiyecekler hiç bir yağı emmezler. Eğer uygun sıcaklıkta
bu denenirse, Wesson yağı dahil bütün yağlar emilecektir. Burada önemli
olan söylenenin değil yalan olmayan birşey söylenerek yapılması sağlanan
cıkarımın doğru olması. Biz bu farkla ilgili olmayız.
Tecrübeyle sabittir ki, gerçek ortaya çıkacaktır. Başka insanlar sizin
deneyinizi tekrarlayacak ve doğruluğunuz ortaya çıkacaktır. Ve doğanın
fenomenleri teorinizi ya destekleyecektir ya da karşı gelecektir. Eğer
bu tarz noktalarda dikkatli olmazsanız; bir süreliğine ünlenecek ve
dikkat çekecek olsanızda, bir bilim adamı olarak adınız kötüye
çıkacaktır. Ve işte kargo kültü biliminde eksik olan; bu tarz gerçekçilik,
kendi kendini kandırmadan sakınma ve bunları beraberinde getiren ahlaktır.
Onların derdinin büyük kısmı tabii ki konunun zorluğu ve bunun
yanısıra bilimsel metodların bu konulara uygulanamaz olmasından
kaynaklanmakta. Her halukarda bunun tek zorluk olmadığı bilinmeli. İşte
bu yüzden uçaklar inmiyor. Ama inmiyorlar işte.
Geçmış deneyimlerimizden kendi kendimizi kandırmamanın
bazı yollarını öğrendik. Bir örnek vermek gerekirse; Millikan bir
elektron'un yükünü düşen yağ damlalarıyla ölçtü ve şu an tam doğru
olmadığını bildiğimiz bir sonuca ulaştı. Sonuçlar biraz şaşmıştı
çünkü hava akışkanlığı ıçin kulandığı değer yanlıştı. Millikan'dan
sonra elektron'un yükünün hesaplanma tarihi çok ilginç. Dığerlerinin Millikanı
tekrar ve teyıd ıcın yaptıkları deneylerde çıkan değerleri bir
zaman çizelgesine oturtuğunuzda, ilk teyid değerlerinin Millikan'ınkilerden
biraz daha büyük, sonraki deneycilerin sonuclarının onlardan da biraz daha
büyük olduğunu, ve böyle arta arta gidip en sonunda ilk degerden çok daha
büyük bir değer etrafında dengeli hale geldiklerini görürsünüz.
Son ve asıl değerin bu kadar büyük olduğunu neden derhal bulamamışlardı?
Bu tarihi olay bilimadamlarının utanç kaynağıdır. İnsanlar
Millikan'ınkinden çok büyük değerlere ulaştıklarında bir şeylerin
yanlış olduğunu düşünüp buna sebep ararlardı, ancak Millikan'ınkine
yakın değerlere ulaştıklarında bunun üzerinde pek de
düşünmezlerdi. Böylece bu uçuk rakamları görmezden gelmek gibi şeyler
yaparlardı. Tabii ki günümüzde bu tarz davranışlara meylimiz olduğunu
biliyor ve bunlara kapılmıyoruz.
Ancak bu saf bilimsel gerçeklik ve ahlakla kendi kendimizi kandırmama
tarihi malesef ki, öğretilen bir şey değil. Bunu arada bir yerlerde
kaptığınızı umuyoruz sadece.
İlk kural, kendi kendinizi kandırmamanız, unutmayın ki siz en kolay
kandırılacak kişisiniz. Bu konuda gerçekten dikkatli olmanız
gerekmekte. Kendinizi kandırmamayı başardıktan sonra sıra diğer
bilimadamlarına gelıyor kı, ki onları kandırmak zaten kolay değil.
Iş o safhaya gelince tek yapmanız gereken doğal bir dürüstlük
sergilemek -- o kadarı yeterli.
Bilim açısından hayati olmasa da inandığım bir şeyi eklemek istiyorum,
sizinle aynı meslekten olmasa da bir bilim adamı olarak konuşurken
normal insanları kandırmayın. Size karınızı aldatmak veya kız
arkadaşınızı kandırmak ya da benzer gündelik hayatınıza dair şeyler
konusunda ne yapıp yapmamanız gerektiğini söylemiyorum, bunlar size ve
inancınıza kalmış. Size belli, özel bir dürüstlükten bahsediyorum ve
bunu yalan söylemeyerek değil ama bilim adamı sıfatınızla çaba
harcayıp, belki de yanlış duşünüyor olabileceğinizi göstermenizi
söylüyorum. Ve birer bilim adamı olarak bu; diğer bilim adamları ve
-bence- diğer insanlara da karşı sorumluluğumuz.
Örneğin; bir radyo programına çıkacak olan arkadaşım beni biraz
şaşırtmıştı. Kozmoloji ve astronomi üzerine çalışmalar yapıyor ve
bunun uygulama alanlarını nasıl anlatacağını düşünüyordu. "Eh," dedim
"öyle bir uygulama yok ki...". Bana şöyle cevap verdi "Biliyorum, ama bunu
söylersem o zaman araştırmalar için destek alamayız.". Bunun hiç de
dürüst olmadığınu düşünüyorum. Eğer kendinizi bir bilim adamı olarak
takdim ediyorsanız, o zaman diğer insanlara ne yaptığınızı
açıklamalısınız ve eğer ki sizi bu şartlarla desteklemiyorlarsa, bu
onların seçimidir.
Bir başka kural ise şudur: Eğer ki bir teoriyi denemeye ya da bir
fikri açıklamaya karar verdiyseniz, sonuç ne çıkarsa çıksın bunu
yayınlamalısınız. Eğer sadece bir yöndeki sonuçları yayınlarsak
iddianın olduğundan iyi görünmesine sebep oluruz. Her iki tür sonucu
da yayınlamalıyız.
Devlete verilen bazi tavsiyelerde de bunun önemli olduğunu
düşünüyorum. Diyelim ki bir senatör kendi eyaletinde yerde bir delik
delinmesi (ÇN: komıklik yapıyor. Yani parası devletten cıkacak muhtemelen
bos ama masraflı olduğu ıçın cazip bir ış) hakkında tavsiyenizi istedi ve siz
bunun başka eyaletlerde delinmesinin daha iyi olduğuna karar verdiniz. Eğer
bu konuda bir makale yayınlamazsanız, bence bilimsel bir tavsiye
vermemektesiniz. Kullanılmış olursunuz ve eğer ki cevabınız hükümetin
ya da politikacıların beğenisini çekerse bunu kendi leyhlerine
kullanacaklardır, tam tersi durumda ise umurlarında bile olmaz. Bu
bilimsel bir tavsiye verme yöntemi değil.
Diğer tür hatalar ise bilimselliğin zayıf kaldığı durumların ozelliği.
Ben Cornell'deyken psikoloji bölümündekilerle bayağı vakit geçirirdim.
Öğrencilerden biri bana şöyle bir deney yapmak istediğini söyledi: daha
önce belirli koşullarda (X) farelerin belirli davranışlar (A) sergilendiği
bulunmuş, o ise koşulları Y'ye değiştirip farelerin hala A'yi yapıp
yapmayacağını merak ediyordu. Yani deneyi Y koşullarında yapıp çıkan
sonuçları A'yla karşılaştıracaktı.
Ona ilk önce diğer deneyi tekrarlaması gerektiğini yani X koşullarını
kullanıp gerçekten A'ya ulaşıp ulaşmadığına bakması gerektiğini, ancak
bundan sonra koşulları Y'ye çevirip A'ya bakmasını söyledim. Böylece
farkın gerçekten kendi değiştirdiği etkenlerde olup olmadığını
görebilecekti.
Bu yeni fikir onun çok hoşuna gitti ve hemen profesörüne bunu sormaya
gitti. Cevap olumsuzdu, bunu yapamazdı, çünkü bu deney zaten çoktan
yapılmıştı ve zaman kaybından başka bir şey olmazdı. Bu olay
1947'lerde olmuştu ve o zamanlar genel prensip hali hazırda yapılmış
psikolojik testlerin tekrar edilmemesi, ancak koşulları değiştirip
sonuçları gözlemlemekti.
Şimdilerde bu tarz şeylerin olma tehlikesi gene var, fiziğin en ünlü
alanlarında bile. Ulusal Hızlandırıcı Laboratuarı'ndaki
büyük hızlandırıcı da deuterium kullanılarak yapılan deneyi duyunca şok
geçirdim. Kendisinin ağır hidrojen atomlarıyla
yaptığı deneyin sonuçlarını hafif hidrojenle yapılmış olsaydı çıkmış
olabilecek sonuçlarıyla karşılaştırmak için, bir başkasının hafif hidrojen
atomlarıyla ama başka gereçlerle yaptığı deney sonuçlarını
kullanıyordu. Ona bunun nedenini sorduğumda bana programda deneyi bu
gereçlerle ve hafif hidrojenle yapmak için zaman olmadığını (çünkü
kısıtlı süre var ve gereçler çok pahalı) ve zaten yeni sonuçlar
çıkmayacağını söyledi. Yani UHL'de programdan sorumlu adamlar halkla
ilişkileri sağlam tutup ödenek kazanmak için yeni sonuçlara almaya
öyle meraklılar ki, esas amaclarını; yani bu deneylerin değerini --
muhtemelen -- yok etmekteler. Orada deney yapanlar için bunları
bilimsel ahlakın gerektirdiği şekilde sonuçlandırmak çoğunlukla
zor bir iş haline gelmiş.
Psikoloji alanında bütün deneyler bu tarzda değil elbette. Mesela
labirentlerde koşturan fareler üzerine pek çok deney yapılmış ancak
pek azından net bir sonuç çıkmıştır. Ancak 1937'de Young isimli bir
adam çok ilginç bir tanesine imzasını attı. Bir tarafında farelerin
girdiği kapılar olan, diğer tarafında ise yiyecek konulan odaların
kapısı olan uzun bir koridoru vardı. Amacı fareleri girdikleri kapıdan
sonra üçüncü kapıdan girmek üzere eğitmekti. Ancak olmadı. Fareler
hemen bir önceki seferde yiyeceğin olduğu kapıya gidiyorlardı.
Soru şuydu: fareler bunu nasıl bilebilirdi? Koridor mükemmel muntazamlıkta
yapılmıştı, hep bir örnek kapılar arasından bir kapının bir önceki kapı
olduğunu nerden anlıyorlardı? Belli ki bu kapıyı diğerlerinden ayıran
bir şey vardı. Bunun üzerine kapıları dikkatlice boyadı ve
yüzlerindeki desenleri birbirinin aynısı olacak hale getirdi. Gene de
fareler farkı ayırt edebiliyordu. Farelerin kokuyu
alabileceklerini düşünerek her denemede kokuyu değiştirecek
kimyasallar kullandı. Fareler hala farkı ayırt edebiliyordu. Sonra
farelerin her mantıklı insan gibi tavandaki aydınlatma ve düzenden
yönlerini bulabildiklerini düşünerek koridorun tavanını örttü. Fareler
hala farkı ayırt edebiliyordu.
Sonunda farelerin üzerinde koştururken yerden çıkan sesten
etkilendiklerini fark etti. Bunu ise ancak yere kum koyarak
düzeltebildi. Böyle birer birer olasılıkları eleyerek fareleri
kandırdı ve onlara üçüncü kapıya gitmeleri gerektiğini öğretti.
Titizliğinden vaz geçip bir kuşulu dahi değiştirmesi farelerin tekrar
farkı ayırt etebilir hale gelmesine sebep oluyordu.
Bilimsel açıdan bu tam manasıyla birinci sınıf, tam olmuş bir deney.
Bu deney labirent-fare deneylerini mantıklı kılıyor çünkü farelerin
kullandığını düşündüğümüz değil de gerçekten de kullandığı ipuçlarını
bize sunuyor. Ve bu deney bize bu tarz deneylerde dikkatli olmamız ve
kontrolü elimizde tutmamız için yaratmamız gereken koşulları
açıklıyor.
Bu araştırmadan sonraki gelışimine baktım. Bir sonraki deney, ve ondan
sonraki, hiç biri Young'ın deneyini dikkate almamış. Hiç koridora kum
dökme, dikkatli olma kriterlerini kullanmamışlar. Eskisi gibi fareleri
koşturmuş ve Young'ın keşiflerine hiç önem vermemişler. Onun
yayınladıkları önemsenmemiş çünkü o fareler üzerine bir şey
keşfetmemiş. Oysa o farelerle ilgili bir şeyler keşfetmek için
yapılması gerekenlerin hepsini keşfetmiş. Bu tarz deneylere gereken
önemi vermemek tipik bir kargo kültü bilimi örneğidir.
Bir diğer örnek ise Rhine ve diğerlerinin ESP deneyleridir. Pek
çok kişinin eleştirmesi üzerine -- ki kendileri de kendi deneylerini
eleştirmişlerdir -- tekniklerini öyle geliştirmişlerdir ki gozlemledikleri
etkiler giderek azalmış, azalmış ve en sonunda yok olmuştur. Her
para-psikolog tekrarlanabilir -- her yapıldığında istatiksel de olsa aynı
sonuçlara ulaşan -- deneyler aramakta. Milyonlarca fare koşturuyorlar,
pardon bunlar insanlarla deniyorlar, istatiksel olarak bir sonuca ulaşmak
için pek çok değişik şey yapıyorlar. Ancak bir sonraki denemelerinde
aynı sonuca ulaşamıyorlar. Ve şimdi bir adam çıkıp bize tekrarlanabilir
bir deney istememizin yersiz olduğunu söylüyor. Bu bilim midir?
Aynı adam Parapsikoloji enstitüsü başkanlığından istifasını açıkladığı
bir konuşmada yeni bir enstitüden bahsediyor ve peşinden insanlara ne
yapmaları gerektiğini söylüyor. Ona göre sadece PSI sonuçları alabilen
öğrencileri eğitmeli ve zamanlarını başka sonuçlar bulan tutkulu ve
ilgili öğrencilerle kaybetmemeli. Eğitimde bu tarz -- öğrencilere
bilimsel ahlaka göre deney yapmayi öğretmektense, belirli
sonuçlara ulaşmayı öğreten -- bir politika izlemek çok tehlikeli.
Sonuç olarak sizler için tek bir dileğim var, o da; bu bahsettiğim
tarz ahlakınızı muhafaza edebileceğiniz bir yerde olmanız. Kurumunuzdaki
konumunuzu korumak kaygısıyla ya da parasal destek sıkıntısı vb sebeplerle
bu durustlüğü bırakmak için sıkıştırılmadığınız bir ortamda olma şansınızın
olmasını diliyorum. Bu özgürlüğünüz olsun.
Richard Feynman
* Esalen: Kaliforniya'da bir ruhsal araştırma merkezi. www.esalen.org
Editörün Notu: İlk çeviriyi gerçekleştiren İstanbul Bilgi Üniversitesi, Bilgisayar Bilimleri bölümünden Seda Çelebican'a ve çeviriyi öneren ve metne son şeklini veren değerli FM üyesi Bülent Murtezaoğlu'na teşekkürler.
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden hiçbir şekilde sorumlu değiliz.